ANA SAYFA      RSS ile takip



Reddiye-i Lugat-i Osmaniyye

Başlık yanlış oldu galiba :) ama bu yazı Osmanlıcanın Türkçe ve Arapça dışında suni bir dil olduğunu anlatmaya çalıştığım bir yazı olduğundan dolayı Osmanlıca başlık yanlış olsa da olur. Başlığın anlamı şu olacaktı: Osmanlıca diline itiraz niteliğinde yazı. “Red” sözcüğü ne manaya geliyor biliyorum. Reddiye ise itiraz belirtme yazısı / açıklaması anlamında kullanılabilir herhalde.

Bu yazım bir sitedeki bir yazıya yorum olacaktı. Uzun olduğu için yorumumu buraya aldım. Söz konusu yazıyı okumak isteyenler buraya tıklayabilir:
>>>>>>>>> Oturgaçlı Götürgeç’çiler Yine İşbaşında

Biraz karışık gibi gelebilir. Devam içinde bütünlük sağlamaya çalışmak zor olduğu için maddeler halinde numaralandırmayı düşündüm.

Dikkat: Aşağıdaki maddeler Suat Bey’in yazısına direkt eleştiri mahiyetinde değildir; muhalefet de yoktur. Onun yazısına ve yazısına gelen bütün yorumlara göre fikirlerimi yazdım. Ayrıca söz konusu yazı ve aldığı yorumlarla ilgili olmayan görüşlerim de var. Aslında oraya bir yorum değil, oradan esinlenilerek yazılmış ayrı bir yazı gibi de değerlendirilmeli.

1- Türk Dil Kurumu’na ben de çoğu zaman karşı olmuşumdur. Ama yazınıza ve gelen yorumlara büyük ölçüde katılamıyorum.

2- Bu arada unutmadan bir şeyi bildireyim: “çokoturaklı götürgeç” gibi saçmalıkları Türk Dil Kurumumuz yapmamıştır. Başka işgüzarların yaptıkları bu saçmalıklar yanlış olarak Türk Dil Kurumu tarafından yapılmış sanılıyor.

3- Şu unutulmamalı ki Osmanlıca bir yazı diliydi. Arap alfabesi ise (ben Arapça kurslarına gitmişimdir) evet Arapça için her şeyiyle mükemmel bir alfabe ama Türk dili için uygun değil. Veya Türkçe Arap alfabesine uygun değil.

4- En fazla yüz yıl kadar önceki kitaplara, dergilere bakarsanız bir kısmı o zamanın iyi eğitim alamamış halkının anlayacağı sade bir Türkçe ile yazılmıştır. Onları okuyabilmek kolay. Arapçanın (ve Osmanlıcadaki Arapça kelimelerin) bir özelliği var ki, o alfabe ile okuma yazma bilseniz bile o dili bilmiyorsanız yazıları okuyabilmek için hareke adı verilen işaretlere ihtiyaç vardır. Bu işaretler ise sadece kuranı kerimde kullanılır. Osmanlıca yazılmış bazı kitaplarda da kullanıldığı olmuştur ama genelde kullanılmazdı. Kullanılmayınca da iyi bir eğitim almamış kişiler okuyamazdı. Harekeler yardımıyla okuyabilseler bile bu sefer anlamlarını bilmezlerdi. Gerçek Osmanlıca o zamanın sıradan halkı için dahi neredeyse yabancı bir dil gibiydi. Aydınların, bilginlerin ve iyi derecede eğitim almış kişilerin anlayabileceği kullanabileceği bir dildi.
Çünkü Arapçadan dilimize geçen her kelime orijinal haliyle yazılırdı. Yazılışı başka, bizim telaffuzumuz başka. Bu durumda iyi eğitim almayan kişiler okuma yazma bilseler dahi okuyamazlardı. Küçük bir örnek: Kulağa basit gelen bir “ismet” sözcüğünün başında ayn harfi var, ortada sad harfi var. “ismet” hareke de olmadan yazılmışsa kimin aklına gelir orada ismet yazdığı? Bana arap harfleriyle ismet yaz deseler aynyerine elif, sad yerine sin harflerini kullanırım. O yazıları okuyabilmek için ya Arap olmak gerekiyordu ya da iyi bir eğitim seviyesine sahip olmak gerekiyordu. Kim bilir belki de “Anladıysam Arap olayım!” sözü bu tür sorunlardan türemiştir!

5- Yine de ben harf devrimini sonuna kadar savunmuyorum. Göreceli bir mesele. Bir de Japonları düşünelim. Çok zor ve çok teferruatlı bir alfabeleri var. Onlar Latin alfabesine geçmediler de geri mi kaldılar? Demek ki her şeyin başı sağlıklı ve ciddi bir topyekûn eğitimdir. Harf devrimini sonuna kadar savunmuyorum ama dilimize en uygunu şimdiki halidir diye düşünüyorum.

6- Reis-i cumhur, meclis-i mebusan gibi tamlamalar hiçbir şekilde Türkçe değil.. alfabe uygun değil.. bir sürü uygunsuzluk var.

7- Osmanlıca yazı dilindeki sözcükler elbette yazı dilini kullananların konuşmalarına da aksediyordu tamam ama eğitimsiz halkın anlayabildiği bir şey değildi. Yani zaten halka inememiş bir yazı diliydi.

8- Türk dilinin yapılandırılması ise ayrı bir konu. İngilizce, Fransızca gibi diller yüzyıllar boyunca ince ince işlenilerek bugünkü mükemmel işlevselliğe sahip hale gelebildi. Diğer yorumlarda sadece kelime hazinelerinin zenginliğine değinilmiş, dilin özgün yapısına değinilmemiş, buna dikkatinizi çekerim.

9- Bizim dilimizin çok eskilere dayanan (Arap dilinde olduğu gibi) sapasağlam bir kökü vardır. 1000 küsur yıl ihmal edilmiş, yazık olmuş. Arapçada belki bilirsiniz kelime kalıpları vardır. Arap dili yeni kelime türetmeye son derece uygun bir dildir. Gerçekte Türkçemiz de öyledir ama bin yıllık bir ihmal var. Bizim Osmanlılar Türkçeyi bırakmış, yeni kelime oluşturmak gerektiği zaman Arapların bile bilmediği yeni Arapça kelimeler türetmişler Osmanlıcayı kelime hazinesi bakımından zenginleştirmeye çalışmışlar. Bütün bunların yanlışlığı kabul edilmeli. Türkçemiz her şeye müsait iken terk edilmiş nelerle uğraşılmış. Sen kendi dilini bırak, halkının anlamayacağı bir dili halka dayat. Bunda en küçük bir mantık göremiyorum. Hem Arapçaya ihanet hem Türkçeye ihanet.

10- Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra harf devrimi dil devrimi gibi bazı açılardan gerekli bir işlemden sonra Türkçemiz gereken şekilde işlenmeye çalışılacağına neler yapılmış: sadece yazı dilinde kullanılan Osmanlıca kelimeleri dilimizden ayıklamak şöyle dursun, halkımızın içselleştirdiği Osmanlıca sözcüklere dahi savaş açılmış. İşin burası düpedüz kültürel bir düşmanlıktır başka izahı olamaz diye düşünüyorum. Niçin? Çünkü kaybettirilen kelimelerin yerlerine alternatifleri dahi getirilmemiş. Cevap yerine yanıt, sebep yerine neden gibi sayılı üç beş yeni kelime ile kendi kendilerini avutmuşlar. İşte burası söz konusu çalışmaların en çirkin aşaması. Yukardaki bir yorumda bulunan N. Ataç’ın çirkin bir sözü de burayla ilgili.

11- Şimdi ben İngilizceden Türkçeye tercüme ederken devamlı Türkçe karşılığı olmayan kelimelerle karşılaşıyorum. Osmanlıcada karşılıkları var evet. Ama halkımız bilmiyor. halkımızın bildiklerini ise aşağılık kompleksine sahip yayınevleri yasaklıyor!!
Bir arkadaşım bir çevirisinde “sandalye” sözcüğünü kullanmış, yayınevi sahipleri onu “iskemle” ile değiştirmiş. Arkadaşım demiş ki ama bu da öz Türkçe değil (Rumcadan geliyor)! Verdikleri saçma cevap: Evet ama en azından Türkçedeki sesli harf uyumuna uygun!!

12- Kısacası onların yaptıkları çok yanlış ama sizin bu kadar çok yönlü tepkiniz de yanlış. Biri ifrat biri tefrit diye görüyorum.

13- İslam dinini yaşamak isteyenler Arapça öğrensin. Bu kesin gereklidir zaten. Kuranı anlamaya yönelik derecede Arapça birkaç aylık bir çalışma gerektirir. Birkaç yüz kelime, az biraz dilbilgisi ile tamamdır neredeyse.

14- Türkçemiz Türkçe kalsın. Sebep yerine “neden” demek gibi yeni öz Türkçe kelimeler oluşturulmasının neresini yanlış buluyorsunuz anlamadım. Bunlar da dursun, yeni kelimeler oluşturulsun. Yazı dilimize zenginlik katıyor. Peş peşe iki cümlede “sebep” sözcüğünü tekrarlamaktansa sonrakinde “neden” kelimesini kullanırsınız zenginlik olur. Benim burada kelime ve sözcük üzerine yaptığım gibi.

15- Bilirsiniz eski Türk tasavvuf büyüklerimiz eserlerinde Allah’tan bahsederken Allah lafzının yanı sıra Yezdan, Çalap, Halik, Huda, Hak, Mevla, Tanrı gibi üç ayrı dilde “Allahın isimlerini ve sıfatlarını kullanmışlardır, Anlatımda zenginlik olsun diye ve/veya mana gereği her cümlede Allah dememişlerdir. Günümüzün bazı mini beyinli yayımcıları ise o eserleri günümüz Türkçesine çevirirken sadece “Tanrı” diyip işin içinden çıkıyorlar. Ellerinden gelse milletin Allah demelerini bile yasaklayacaklar!

16- Televizyonda bazı yerli dizilerde Doğu Karadeniz, Trakya vs. halklarının yerel aksanları, köy yaşamları filan gerçekçi bir şekilde canlandırılmaya çalışılıyor. bazı sahnelerde o köylülerin “inşallah” demek yerine “umarım” demelerini kaç kişi doğal buluyor acaba? Filmi her şeyiyle o halkların doğasına uygun yapmaya çalışmışlar güya ama çirkin niyetlerini de işin içine katmadan edememişler.

17- Dillerin özgün yapısı ile kelime hazinelerini birbirlerine karıştırmayalım. Sözcükler yabancı dillerden dilimize geçebilir, buna engel olunamaz. Türkçemiz Arapça ve Farsça kelimelerden asla tam anlamıyla arındırılamaz. “herkes” Farsça, “defter” Farsça, .. kitap, kalem Arapça.. “ve” bağlacımız bile Arapça… “ki” bağlacımız Farsça..
Haydi hodri meydan: “ve” bağlacının Türkçesini ve “her” sıfatının Türkçesini yapsınlar bakalım!
Ama dilin gramer adı verilen yapısının en başta geliştirilmeye büyük ihtiyacı var, esas bu sorunun üstüne gidilmeli.

18- Osmanlıca artık geçmişte kaldı. Biz şimdi dilimizi nasıl kalkındırabiliriz ona bakalım. Türkçemizde henüz dilbilgisi kuralları gerektiği gibi geliştirilemedi yerine oturtulamadı. Bu yönde çok ama çok açıklarımız eksiklerimiz var. Bunların üstünde durulmalı. Bazılarının yabancı kökenli kelime düşmanlığı ile sizin yeni kelime düşmanlığınız aynı şey ve de böylelikle bir yere varılmaz. Ben sizlere inat her kelimeyi kullanıyorum. Benim gibi düşünenler çoğunlukta ayrıca. :)

19- Peygamber efendimizin bir hadisinin bir cümlesi: “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız…”
Arapça güzel, sade bir dil. Hem çok sade hem çok zengin, mucizevî bir dil. Türkçemiz de kendine has matematiksel gibi kuralları olan çok güzel bir dil. Her iki dil de çok eski zamanlara dayanan kökleri olan gerçek dillerinden.
Osmanlıca ise Arapça ve Farsça çoğunlukta olarak az bir parça Türkçeye izin verilen karma bir dil, karma karışık bir dil, suni bir dil idi. Böyle gereksiz bir zorluğu göze alacaklarına halka Arapçayı zorunlu ikinci dil olarak öğretselerdi, Türkçeyi ihmal etmeselerdi çok hayırlı bir iş yapmış olacaklardı. Her müslümanın Kuranı duyunca anlayabilmesi gerekir. Hadisleri Arapça olarak anlayabilmesi gerekir. Osmanlılar bunu hiç düşünememiş. Her şeyi zorlaştırmış.

20- Ayrıca tespitlerime göre eskiden her yazarın / fikir adamının / İslam âliminin Osmanlıca kelime hazinesi farklı farklı imiş. Bu da ayrı bir zorluk, ayrı bir çıkmaz. Said Nursi Osmanlıcası, Atatürk Osmanlıcası, Ömer Nasuhi Bilmen Osmanlıcası.. Bunlar gerçekten birbirlerinden çok farklı. Ama bir de şu var: Bugün kimse kolay kolay bu adı geçen kişilerin sahip oldukları kadar kelime hazinesine sahip olamaz!! Ne kadar fazla kelime biliyorsan o kadar engin düşünebilirsin!

21- Yazımı çelişkili bulabilirsiniz ama tarafsız ve adilane yazmaya çalıştım. Zıtlıklar olacak. Önemli olan zıtlıklardan güzellikler çıkarabilmektir.

Etiketler: , , , , , , , ,

“Reddiye-i Lugat-i Osmaniyye” Yazısına 4 Yorum

  1. Suat
  2. Merhabalar,

    Yazınızı okudum, aslında daha tafsilatlı cevap vermek isterdim, ancak şu an buna vaktim yok.

    Yazdıklarınızın -’Türk’ derken ne anladığınıza ve bununla bağlantılı olarak ‘Türk dili/alfabemiz” derken hangi geçmişi ve medeniyetleri kapsadığına dair ayrıntı göremediğim için o kısımları ayırırsam- bazı ksımlar hariç, çoğunluğuna katıldığıma göre, ya siz benim yazımı yanlış anladınız ya ben sizin yazınızı. (Eğer, Türk kısmını doğru anladıysam bu ‘milli’ kısıtlamaya katılmadığımı da belirteyim.)

    4 maddede yazdıklarınızın da benim yazım ile alakasını pek kuramadım. İlim dili ya da alfabetik zorlukları bir yana bırakalım, şu anda okumuşu, cahili 50-60 yıllık metinleri çözemiyoruz. Ve bu artarak devam ediyor. Bazı eserlerde bir kez ’sadeleştirme’ yapılıyor, yetmiyor 20 yıl sonra, bu sadeleştirilmiş metin tekrar sadeleştiriliyor. (Bkz. Halit Ziya Uşaklıgil’in bazı romanları) Buradaki korkunçluğu, ifade ve anlatım konusundaki fakirliği görmüyorsanız diyecek birşeyim yok.

    Benim yeni kelimelerin kullanılmasına karşı olduğumu nasıl düşünebildiğinizi bilmiyorum. Yazı arşivim geniştir, bakabilirsiniz, kendimi ifade etmek için hiç kelime kökeni ayrımı yapmadım. Ben, halihazırda kabul görmüş, dile yerleşmiş karşılığı olan arapça-farsça-ingilizce kelimelerin yerine ‘bir merkezden’ kelime uydurulmasına karşı çıkıyorum. Neden ile vesile birbirini karşılamıyor evet, nedenin kullanılacağı yer ayrı, vesile ayrı. Tevafuk ile tesadüf de öyle. Hangisini kullanmam gerekiyorsa onu kullanıyorum. Birisi uydurukça diye kullanmamazlık etmediğim gibi, dile nasıl yerleşirse yerleşsin, kabul görmüş bir kelimenin ırksal ya da kültürel nedenlerle kullanılmaması gerektiği söylemine (– söylem– bakın bu kelime uydurukça değil mi?) de karşı çıkıyorum. Ne Osmanlıca’ya, Arap alfabesine geri dönülsün diyorum, ne de zamanında uydurulmuş kelimeler kullanılmasın istiyorum. Anlatım zenginliğimiz elimizden alınmasın, dilimiz daha fazla fakirleşmesin, “bizler bir süreçten geçirildik, 80 yıl önceki mezar taşlarını, çeşmelerdeki kitabeleri, büyük bir geleneğin ve kültürün mirasını okuyamıyoruz, yeni alfabeye geçilir ancak eskisi kaldırılmadan kültür misasımızla bağımız kopartılmadan, Japonlar gibi devam edebilirdik; bunları da geçtik, 50 yıl önce latif harflerle yazılmış kitapları da okuyamıyoruz, tekrar tekrar sadeleştirme yapılıyor ancak çözüyoruz, bu büyük bir katliamdır, yazıktır, bizler bunu yaşadık, bari çocuklarımız yaşamasın, artık kelime uydurularak dile müdahale edilmesin, dil kendi doğal gelişimini izlesin, gelecek nesiller yazdıklarımızı anlayabilsin” diyorum.

    Vaktim olmadığı için bu kadar yazabildim. Anlaşılmak umuduyla..

  3. Bulent Murtezaoglu
  4. Yaziyi gordugunuz blogda laklak eden birisi olarak linkinizi takip edip buraya geldim. Bu ‘Osmanlica neydi?’ sorusu icin basinda cikan bir polemigin bir parcasina link vereyim belki size ilginc gelir:

    http://www.selimsomcag.org/tr/articles.asp?ID=300

    (Orada atifta bulunulan yazilari da google buluyordu ben bektigimda, ben aratmadim simdi ama okunmalarinda fayda var tabii)

  5. admin
  6. Suat bey, sizin yazınızın altına yazdığım kısa mesajda belirtmiş olduğum gibi hem yazınızı hem yorumları ilgiyle okudum.
    Ama bu okuduğunuz yazımda benim bir hatam var: En başta şunu belirtmeliydim: Bu yazımdaki bütün maddeler sadece sizin yazınıza yönelik değil, hem sizin yazınıza, hem yazınıza gelen bütün yorumlara yöneliktir; ayrıca yazınızla ve yazınıza gelen yorumlarla ilgili olmayan bazı maddeler de var.
    Yazımın en başında böyle bir açıklama yapmayı düşünemediğim için sizden özür dilerim. Şimdi ekliyorum.

    “Türk dili” demekle Türkçeyi kastetmiştim. “Türk” lafzını orada “dil” ile beraber “Türkçe” anlamında kullandım. Bazen aynı kelimeleri defalarca tekrarlamak hoş olmuyor.

    Yeni üretilen sözcüklerden bazıları yanlış mıdır? Yanlışsa niçin yanlıştır? İtirazı olanlar Türkçenin dilbilgisi yapısına dayanarak hataları ispat etmeli.
    Öz Türkçeciler ise eleştirilere maruz kalmadan önce o yeni kelimeleri neye göre nasıl oluşturduklarına dair halkı bilgilendirmeli. Bu bilgileri araştırdım bulamadım. Bu durumda neyi neye göre yaptıklarını bilemiyorum tahmin yürütüyorum.
    Örneğin cevap yerine kullandıkları “yanıt” nereden geliyor?
    Kanmak – kanıt
    Yanmak – yanıt.. böyle mi?
    Bir bilene sordun. Hayır dedi. Çok çok eski bir Türkçe yazıda “cevap” anlamında “yanut” denmiş.
    Diyelim ki doğru. Peki bunun Türkçe dilbilgisindeki yeri nedir? Buna cevap yok. İşte bu olmadı. O zaman ben de asla “yanıt” kelimesini kullanmam. Cevap derim.

    Mektep yerine okul: Fransızca “école” sözcüğüne yaranılmaya çalışılarak uydurulmuş bir kelime. Ama dilimize tamamıyla girmiş durumda.
    Arapçası olmasın ama Fransızca çirkin takliti olsun daha iyidir mantığı ile oluşturulmuş görünüyor.

    Öz Türkçe kelimelerin üretilmesi yaygınlaştırılması hakkında çok ısrarcı bir tutum sergileyen kişiler her şeyi açıklamalıdır. Çünkü bizim gibi titiz kişilerin bilmeye hakkı var.

    Onlar Türkçe dostu gibi görünüyor ama gerçekte Türkçe dostu olan sizsiniz. Çünkü anladığım kadarıyla Türk dilinin yapısına aykırı hataların yapılmaması üzerine çok titizsiniz.
    Ben de bu görüşteyim.

    Arapçada tertemiz kalıplarla yeni kelimeler üretiliyor. Bizim dilimizde bunlar nasıl, neye göre hangi kurallara göre yapılacak önce bu oturtulmalı yeni nesillere öğretilmeli. Sonra yeni kelimeler üretilmelidir.

    “Biz yaptık oldu.. biz bu konuda söz sahibiyiz” diye insanlara emrivaki yapmaları istibdat rejimlerinin metodudur. Onların bile kendi dillerine bu kadar zulüm yapacağını sanmıyorum.

    Hep ısrarla üstünde duruyorum: Öncelikle dilimizin dil bilgisi yapısı işlenmeli, bütün detaylarıyla yerine oturtulmalı.

  7. admin
  8. Bülent Bey;
    Verdiğiniz link vasıtasıyla o yazıya baktım. Teşekkür ederim.
    O yazı hakkındaki fikrim:
    Osmanlıcanın Türkçe olmadığını savunanlara “yarı aydın” denmiş. Ben onların kendi kıstaslarına göre aydın dedikleri kişilerden biri olduğumu savunacak değilim. Bazı şeyleri idrak edebilmek için onların aydın dedikleri kişilerden olmak gerekmiyor.
    İyice düşünüyorum ve diyorum ki Osmanlıca Türkçe bir dil değildi. Suni bir dil idi.
    Siz üç dile ait kelimelerden ve dil bilgisi yapılarından karma bir dil oluşturacaksınız ve buna Osmanlıca diyeceksiniz. Kabul. Hiçbir itirazım yok. Ama bu dil asla Türkçe değildir. Türkçenin veya Arapçanın ya da Farsçanın bir türü de değildir.
    Sıradan halkın anlamaması delil gösterilemez diyor.
    Burada önemli olan halkın anlayıp anlayamamasından ziyade dilin mahiyetidir, yapısıdır. Sadece bu açıdan bile Osmanlıcanın Türkçe bir dil olmadığı apaçık ortada.

Yorumunuzu Aşağıya Yazabilirsiniz

Buradaki diğer yorumlara olabilecek eleştirilerinizi hakarete kaçmadan yapmalısınız.